Damar Hastalığı… O Sizi Değiştirmeden, Siz Onu Değiştirin!

Bugün belki de kardiyolojinin en önemli uğraşısı olan koroner kalp hastalığı konusuna tekrar bir bakış atmak istiyorum.

Uzm.Dr. Can ÖZBEK 21.12.2019

Koroner kalp hastalığı, koroner, yani kalp atardamarlarının ‘ateroskleroz’ denen bir süreç içinde daralması veya tıkanması sonucu ortaya çıkan hastalıktır. Ateroskleroz ise damar sertliği diye bilinen, oluşum süreci içinde birçok faktörün devrede olduğu, zamana yayılmış, karışık bir süreçtir.

Peki, neden bu ateroskleroz ve koroner kalp hastalığı konusu bu kadar önemli?

Dünya çapında insan ölüm sebebinin en önünde gelen nedeni damar hastalıkları iken nasıl olmasın! Dünya Sağlık Örgütü’nün rakamlarına göre her yıl, yılda 18.000.000’a yakın kişi kalp damar hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, Türkiye’de ise her yıl 300.000 kalp krizi vakası görülmekte, bu 300.000 vakanın 125.000’i ise ölüm ile sonuçlanmaktadır.

Bu kadar ölümcül bir tablo karşımızda iken, koroner kalp hastalığı ile savaşmak için elimizde hâlihazırda birçok teknik mevcut elbette. Koroner anjiyografi ve koroner stent teknolojisinin gelişmesi, koroner by-pass cerrahisi tekniklerinin gün geçtikçe iyileşmesi, bu hastalıkla mücadelemizde elimizi güçlendiriyor. Elbette tüm bu teknikler, hastalık çoktan oluştuktan sonra, deyim yerinde ise, bardak taştıktan sonra devreye soktuğumuz teknikler. O zaman, bütün bunlardan da önemli bir konu, tıbbın her alanında olduğu gibi kardiyolojide de önümüze bir anıt gibi çıkıveriyor: Bir hekimin asli görevi olan, hastalık daha ortaya çıkmadan, çıkmasını engellemek! Genel halk sağlığını direkt olarak ilgilendiren bu prensip, hastalık ortaya çıktıktan sonra başvurulan yöntemlere göre hemen her zaman daha ucuz, daha etkili ve kolay bir yoldur.

Elbette, koroner kalp hastalığı oluşana kadar giden yolun da ‘taşları’ yani bizim ‘risk faktörleri’ dediğimiz, önemli bir kısmını engelleme ya da kontrol etme şansımızın olduğu, iyi bilinen durumlar mevcuttur. O zaman, henüz hastalığa evrilmeden bu risk faktörlerine sahip kişilerin saptanıp, uygun şekilde tedavi edilmesi hayati önem taşımaktadır.

Koroner kalp hastalığı için birçok risk faktörü öne sürülmüşse de, genel kabul gören ana risk faktörlerini sayalım.

  • Yaş
  • Cinsiyet
  • Aile Öyküsü
  • Şeker Hastalığı Varlığı (Diyabetes Mellitus)
  • Yüksek Tansiyon Varlığı (Hipertansiyon)
  • Kolesterol Düzeyi Bozukluğu (Dislipidemi)
  • Sigara İçiciliği
  • Şişmanlık (Obezite)
  • Stres
  • Hareketsiz Yaşam Tarzı

Yaş risk faktörü, erkeklerde 45 yaşından, kadınlarda ise 55 yaşından büyük olmaktır. Cinsiyet ise koroner kalp hastalığı söz konusu olduğunda en azından menopoz dönemine kadar kadınların lehinde kendini göstermektedir. Gerçekten erkeklerin kadınlara göre koroner kalp hastalığına yakalanma olasılığı daha yüksektir. Aile öyküsü ise, birinci derece akrabalarda, yani anne, baba ve kardeşlerde erken yaşta kalp damar hastalığı varlığıdır. Daha açıklayıcı olmak gerekirse aile öyküsü, birinci derece erkek akrabalarda 55 yaşından önce veya birinci derece bayan akrabalarda 65 yaşından önce kalp damar hastalığı, kalp krizi veya ani ölüm öyküsü varlığının bulunmasıdır. Bu durum kişide de koroner kalp hastalığı için risk oluşturmaktadır.

Buraya kadar sayılan ilk 3 risk faktörü, değiştirilemez olarak kabul edilen gruptur. Örneğin kişiyi 45 yaşının altına indirmek ya da cinsiyetini hesaba katmamak söz konusu olamayacağı gibi, ailesindeki öyküyü de değiştirme imkânımız bulunmamaktadır. Fakat kalan risk faktörlerini değiştirmemiz olasıdır.

Şeker hastalığı, koroner kalp hastalığı ile adeta kol kola giden bir hastalıktır. Şeker hastalığının önlenmesi, şayet var ise gidişatının yavaşlatılması ve iyi bir kan şekeri kontrolü koroner kalp hastalığının önlenmesi ve kontrolü ile eş anlamlı olacaktır.

Aynı şekilde hipertansiyon yani yüksek tansiyonun erken evrelerde teşhisi,  tedavisiz bırakılmaması, koroner kalp hastalığının gidişatını olumlu yönde etkileyecektir.

Dislipidemi denen, kan kolesterol düzeyi bozukluğunun da koroner kalp hastalığı ile ilişkisi net ortaya konmuştur. Kanda aç karnına ölçülen total kolesterol oranının 200mg/dl’den, LDL kolesterolün 130mg/dl’den yüksek, HDL kolesterolün 40mg/dl’den düşük olması bir risk faktörüdür ve gerek yaşam tarzı değişiklikleri, gerek diyet gerekse de ilaçlarla kontrol edilebilmesi, değiştirilebilmesi mümkündür.

Buraya kadar sayılan faktörleri arasında belki de hastalığın seyrini direkt olarak etkileyen en önemli risk faktörü sigaradır. Aynı şekilde bırakılması halinde, diğer tüm risk faktörlerinden daha güçlü bir şekilde risk azalmasına yol açmaktadır. Ne yazık ki bırakılsa bile ancak 15 yıl sonra hiç sigara içmeyen birinin risk düzeyine inebilmek mümkün olmaktadır.

Obezite, stresli ve hareketsiz yaşam tarzı da koroner kalp hastalığına giden yoldaki diğer önemli ve değiştirilebilir risk faktörleridir.

Bütün bu bilgilerin ışığında denebilir ki, en azından değiştirilebilir risk faktörlerinin erken saptanması ve tedavi edilebilmesi için, hiçbir şikâyet ya da hastalığımız olmaksızın doktorumuza giderek rutin kontrollerimizi yaptırmamız önemlidir. Öyle görünmektedir ki sadece basit önleme ve takip yöntemleriyle bile koroner kalp hastalığının pençesine düşmekten kurtarılabilecek binlerce hayat mevcuttur!

Sağlıklı Günler!

%d blogcu bunu beğendi: